Kadın

Hanımlar Bu Filmleri Kesinlikle İzlemelisiniz

Çoğu zaman kadınlar tarafından takdir edilen filmler  sadece aşkla ilgili olmayabilir. İşte her kadının izlemesi gereken filmler.

Benim Aşk Pastam

Kendisi ve hayatı ile ilgili soruları olan genç bir kadının bütün bunlarla yüzleşebilmek, kendisine ve aşka dair bütün sorularını/sorunlarını cevaplayabilmek için çıktığı ruhani yolculuğu bir yol öyküsü olarak anlatıyor My Blueberry Nights.

Yol boyunca karşısına çıkan bütün olağandışı karakterlerin süslediği, aşka ve hayata dair sorularla dolu bir yolculuğu anlatan Wong Kar-Wai, şiirsel anlatımını yine beyaz perdeye yansıtıyor.

Omuz Omuza

Luke ani bir ayrılığın ardından yeni hayatına başlar. Eski karısı Jackie ile ayrılmasının ardından hayatını yeniden yoluna kurmanın derdindedir. Yeni tanıştığı sevgilisi olan Isabel ile birlikte yaşamaktadır. Hayatını adadığı çocukları da onunla beraber yaşamaktadırlar. Luke’un iki çocuğu Anna ve Ben, Luke ne yaparsa yapsın bir türlü Isabel’e ısınamamışlardır. Öte yandan Isabel de bu iki çocuğu pek sevmemektedir. Ailevi problemler, günden güne büyüyeceklerdir. Ed Harris ve Julia Roberts’ın başrolleri üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Susan Sarandon, Jena Malone ve Liam Aiknen gibi isimleri de görmek mümkün. Filmin yönetmeni ise Harry Potter serisinden de tanıdığımız Chris Columbus.

Duvak

Bu aşk hikayesinde Kitty, genç, zeki, utangaç ve biraz da duygusuz bir tavrı olan Dr. Walter Fane ile evlidir. Doktorun uzmanlık alanı enfeksiyona neden olan hastalıklardır. İşine fazlası ile düşkün olması karısının mutsuzluğuna neden olmaktadır ki Walter bunu, karısının kendisini aldatmakta olduğunu keşfettiğinde bile anlayamaz. Aksine intikam arzusu ile dolar. Dahası bu konuda öylesine acımasızlaşır ki bu intikamı farklı bir yöntemle gerçekleştirmeyi planlar. Çin’de herkesi öldüren bir kolera salgınının olduğu bir köyde hekimlik yapmayı kabul eder. Karısı da onunla gitmek zorundadır. Ölüm döşeğinde var olmaya çalışan bu köydeki insanlar arasında deneyimleyecekleri hayat onlar için de büyük bir dönüşüm anlamını taşımaktadır.

Saatler

Her kadın, diğerine bir zincirin halkaları gibi eklenirken, bir edebiyat eserinin gücü, hayatlarını karşı konulamaz şekilde değiştiriyor. Birinci kadın, Virginia Woolf, Londra’nın varoşlarında bir yandan depresyonla savaşırken, bir yandan da ilk romanı olan Mrs. Dalloway’i yazıyor. Bundan 20 yıl kadar sonra, II. Dünya savaşının sonunda Los Angeles’ta yaşayan bir ev kadını olan Laura Brown, Mrs. Dalloway’i okuyor ve bunun içindeki devrimci ruhtan aldığı ilhamla yaşamında büyük bir değişiklik yapma kararı alıyor. Ve günümüz New York’unda yaşayan, Woolf’un Mrs. Dalloway’inin modern bir versiyonunu olan Clarissa Vaugan, kendisiyle eski sevgilisi Richard için sonun ne olacağını tahmin etmeye çalışıyor. Üçünün hikayesi bir araya geliyor ve sonunda şaşırtıcı bir tanışma gerçekleşiyor.

Bridget Jones’un Günlüğü

Artık otuz iki yaşına gelmiş olan Bridget, halen hayatını rayına oturtamamış; aradığı kişiyi bulamamıştır. Bir şekilde kim olduğunu kendine hatırlatması ve tüm hareketlerini kontrolü altına alabilmesi için bir günlük yazmaya başlar. O noktadan itibaren kendisini aşık olduğu iki erkeğin arasında kararsız bir vaziyette bulur. Bunlardan birisi dürüstlüğüyle ve doğru seçimleriyle göz kamaştıran bir erkektir. Diğeri ise, güvenilmez ancak bu nedenle çekici olan bir adamdır. Bridget Jones, ne yapacağını şaşırmıştır.

Aşkın İki Yüzü

Hayat bazen umulmadık karşılaşmaları çok zaman öncesinden planlar ama vaktinin gelmesi beklenir. Filmde Columbia Üniversitesi’nde çalışan iki profesör Rose ile Gregory de böyle bir zamanlamanın insanlarıdır. Birbirlerinin aslında farkında değildirler. Tanışmaları Rose’un kız kardeşinin, Gregory’nin gazeteye verdiği tanışma ilanına Rose adına cevap vermesi ile hayat bulur. Gregory, yıllarca çapkın bir adam olarak yaşamıştır. Ancak hayatın öyle bir yerindedir ki artık bu işlerden elini eteğini çekerek sakin, uyumlu ve cinsellikten uzak olacağı bir ilişki istemektedir. Rose ise erkeklerle ilgisiz, sadece işine odaklı, kendine bir kadın olarak hiç özen göstermediği bir yaşam sürmektedir. Görünüşte çok farklı olmalarına rağmen aslında pek çok ortak noktayı paylaşan bu ikili arasında, son derece güzel ve süprizlerle dolu bir birliktelik başlayacaktır. Film, Barbra Streisand’ın üçüncü yönetmenlik deneyimidir.

Cesaretin Var mı AŞka

Birbirlerinin en iyi arkadaşları olan Julien ve Sophie, çocukken başladıkları tuhaf oyunu, yetişkinlik dönemlerinde de sürdürürler. Korkusuzluk içeren bir tür yarışmadır bu oyun. Cüretkar hünerlerini ortaya koyarak birbirlerini yenmeye çalışırlar. Sophie’nin Polonya kökenli olduğu için ırk ayrımı yapan çocuklarca tacizi ve Julien’in hasta annesi ve sorunlu babası nedeni ile yaşadıkları, her ikisini birbirlerine daha da fazla yakınlaştırır. Bu oyun aracılığı ile sık sık birbirlerinin acılarını dindirmek için çaba sarf ederler. Ancak bir açıdan bu oyun, onların birbirleri için yaratılmış olma ihtimalleri gerçeğini savuşturuyor da olabilir.

Herşeyim

Değişken ruhlu bir kadın olan Ann Devereaux, flört peşinde koşan kocası Dan’i terk eder. Yanına iki oğlunu da alan Ann, yeni bir yaşam kurmak üzere yola çıkar. Onları yolda birbirlerini yeniden tanımalarını sağlayacak ilginç bir macera beklemektedir.

Yatağımdaki Düşman

Kocasının bütün isteklerini kusursuz bir şekilde yerine getiren güzel ve mükemmel bir ev hanımı Laura…Yakışıklı, başarılı ve baştan çıkarıcı şekilde ince düşünceli Martin…Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir evliliğe sahip olduğu düşünülen bu çiftin kapalı kapılar ardındaki yaşantıları bambaşka… Laura’nın yaşamını hasta ruhlu obsesif kocası Martin cehenneme çevirince bu baskıya dayanamayan kadın sıradışı bir planla kocasından kaçmanın bir yolunu bulur. Fakat sapkın kocasının nefesi heran ensesinde olacaktır…

 

İngiliz Hasta

Micheal Ondaatje’ nin aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film, II. Dünya Savaşı İtalya’sından Kuzey Afrika’nın savaş öncesi çöllerine kadar aşk, benlik ve savaşın öyküsünü anlatıyor.

Minghelle, film boyunca aşkın farklı türlerini getiriyor karşımıza; Hana’nın hastasına duyduğu şefkat, Kip ile yaşadığı yoğun aşk, Almasy ile Katherine’in ilişkisi ve Almasy’nin milliyetçi tutkular yüzünden mahvedilen çöle duyduğu sevgi…

Tüm bu farklı hikayeleri başarılı senaryo geçişleri ile gerçekleştiren film, yönetmen Anthony Minghelle ile Juliette Binoche’un ilk ortak çalışması. 1996 yılında Oscar Ödülleri’nde de En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu da dahil pek çok ödül kazanandı.

 

Rüzgar gibi geçti

Amerikan Sivil Savaşı’nın arifesinde, Georgia eyaletinin kırsal bir bölgesindeyiz… Scarlett, Suellen ve Careen ile birlikte İrlanda göçmeni bir ailenin kızlarından biridir. Güzeller güzeli Scarlett, Brent ve Stuart isimli iki kardeşle konuşmaktadır. Bu iki kardeş Scarlett’tan bir şeyi gizlemektedirler. Genç kızı gizlice sevdiği Ashley Wilkes isimli adam Scarlett’a aşık olsa da kuzeni Melanie ile evlenecektir. Henüz kimsenin bilmediği bu gerçek, yakın bir zamanda duyurulacaktır. Daha sonraları Scarlett, gönlünü Rhett Butler’a kaptırsa da Ashley’i aklından atamayacaktır.
Sivil savaşın gölgesinde yaşanan çok kahramanlı bir aşk hikayesini konu alan efsanevi film hem dönemin Amerikası hem de aşk halleri üzerine önemli şeyler söylüyor. Efsaneleşmiş müzikleri ve oyunculuklarıyla da ayrı bir ilgiyi hak eden film sekiz dalda Oscar ödülü kazanmıştır.

Kızarmış Domatesler

Mütevazı konusuna rağmen “Kızarmış Yeşil Domatesler” 1991 yılının bir hayli ses getiren prodüksiyonlarından olmuştur. Halbuki basit ama etkileyici konusuyla, bir yaşlılar evinde dostlukları filizlenen iki kadını temel alır. Huzurevinde son derece sevimli, çıtı pıtı bir hanımla tanışan Evelyn, onun ilginç hikayelerini dinlemeye ve zaman içinde yepyeni bakış açıları kazanmaya başlar. Ninny Threadgood adındaki bu kadın, ona 1920’lerde yaşamış iki genç kadının benzersiz dosluklarını anlatmaktadır. Whistle Stop’da yaşayan Idgie ve Ruth birbirinden farklı karakterlerde olsalar da çok iyi anlaşan iki arkadaştır. Orijinal adı “Fried Green Tomatoes at the Whistle Stop Cafe” olan bu enteresan film, sade ama kalıcı yapımlardan…

Okuyucu

II. Dünya Savaşı ertesi, Almanya. Michael adlı genç, kendisinin yaşça iki katı büyük olan Hanna Schmitz’e aşık olmuştur. Gizli bir ilişki götüren ikilinin aşkı Hanna’nın bir gün ortadan kaybolmasıyla biter.

Aradan 8 yıl geçmiştir ve hukuk okuyan Michael savaş suçları mahkemesinde gözlemcilik yapıyordur ve bir gün sanık sandalyesinde Hanna’yı görür. Mahkeme’de Hanna’nın geçmişi ortaya dökülürken, Michael ikisinin de hayatını değiştirecek bir sırrı ortaya çıkarır.

Kate Winslet, bu rolüyle Altın Küre Ödülleri ’nde En İyi Yardımcı Kadın , Akademi Ödülleri ’nde En İyi Kadın ödüllerinin sahibi oldu.

Kefaret

1935 yazının en sıcak günlerinden birinde, On üç yaşındaki Briony Tallis, yanlış zamanda yanlış yerde bulunarak görmemesi gereken bir şeyi aklına kazır: Ablası Cecilia ve hizmetçilerinin oğlu Robbie’nin gizli bir şekilde cilveleşmelerine tanık olmuştur. Çocuk aklı ile gördüklerini yanlış yorumlaması yıllarca sürecek büyük bir trajedinin yaşanmasına neden olacaktır. Bir daha hiç düzelmeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan bu üç insan da, hak etmedikleri bir kefaretin farklı şekillerde kurbanı olacaklardır. Dört dalda Oscar adayı olan Aşk ve Gurur’un yönetmeni Joe Wright, bir başka kitap uyarlaması olan Kefaret ile yeniden romantizmin ve dramın etrafında dolaşıyor. Başrolde ise yine Aşk ve Gurur’da birlikte çalıştığı gizemli yıldız Keira Knightley var. Çatışkılı ve zorlu kadın karakterleri hakkıyla beyazperde’de canlandıran Knightley, yine büyüleyici bir performans sergiliyor.

Çatlaklar

Usta yönetmen Ridley Scott’ın kızı Jordan Scott’ın ilk sinema filmi… Güzelleri güzeli İspanyol Fiamma (Maria Valverde) saygın bir İngiliz yatılı okuluna kaydolur Onun gelişiyle okuldaki dengeler değişmeye başlar Fiamma’nın yüzme yeteneği, tavrı ve davranışları herkesi büyülemiştir Okuldaki kızlar grubunun idolü olan Öğretmen Miss G (Eva Green) de öğrencileri gibi ondan etkilenir Ancak zamanla Fiamma’yı takıntı haline getirince genç kızın hayatı cehenneme döner.

Beyaz Zakkum

Ingrid etrafındaki herkesi baştan çıkarabilecek kadar güzel bir kadındır. Kendi arzularına engel olamayan Ingrid, kendisini terk eden sevgilisini öldürür. Henüz on beş yaşındaki kızı Astrid ise annesinin gözleri önünde tutuklanışına tanık olmak durumunda kalır. Bu hayat ikisinin de hayatlarının kökünden değiştirecektir. Astrid’in artık annesi ortalarda yoktur ve bu nedenle küçük kızın bir yetimhanede kalması gerekmektedir. Astrid, geçmişini unutmak ve üzerindeki otorite duygusunu yıkmak adına her şeyi yapmaya hazırdır.

Annem Hakkında Herşey

Madrid’te yaşayan yalnız bir anne olan Manuela, henüz 17 yaşındaki oğlunun doğumgününde hayatını kaybetmesine tanık olur. Genç Esteban, başarılı bir yazar olmayı ve de bir gün babasının kim olduğunu öğrenebilmeyi umarak yaşamıştır. Oğlunun günlüğünü okuyan Manuela ardından Barcelona’ya gidip oğlunun babasını aramaya koyulur. Bu süreçte yaşayacakları aşk, dostluk ve keder dolu anlara sebep olur.
İspanyol sinemasının dahi yönetmeni Pedro Almodovar’ın uluslararası arenada da büyük yankı uyandıran, hatta Oscar kazanan yapıtı son derece hüzünlü ve de eğlenceli bir başyapıt.

Daha Yaklaş

Yazı, çizi ve editörlük işleri ile iştigal eden her hevesli katip gibi, Dan da yazarlık yapmayı kafasının içinden hevesle geçirmektedir. Ancak şimdilik, sadece ölüm ilanları yazarak hayatını kazanmak zorunda ve düşlerini ertelemektedir. Yazarlık hedefi olan genç bir gazeteci olan Dan, bir gün tesadüf eseri, bir kaza sonucunda Amerikalı Alice ile tanışır. İşte Dan, şimdi ilham perisine kavuştuğunu düşünmektedir. Alice’in hayatından yola çıkarak yazdığı kitap baskıya hazırlanırken, kapak fotoğrafı için gittiği fotoğrafçının Anna’ya aşık olması ve aralarında filizlenen ilişki, işleri biraz karıştırır. Zira yeni boşanmış olan Anna, Dan’in ilgisini karşılıksız bırakır ve Dan sayesinde tanıştığı doktor Larry ile evlenir. Fakat Anna ve Dan arasındaki elektriklenme, ikisinin de sevdiklerini aldatmasına sebep olacaktır. Bu kaçamakların ortaya çıkması ise dörtlünün hayatlarını alt üst eder. İlişkilerin gerçeklerini tüm yalınlığıyla anlatan senaryo, yönetmen Mike Nichols’ın elinde, usta oyuncu kadrosuyla seyri keyifli bir filme dönüşüyor.